Vatanseverin El Kitabı serisinden , Ankara Ticaret Odası'nın da katkılarıyla güzel bir e-kitap. Okuyun, öğrenin...
"İçimizdeki Hançer: Fener-Rum Patrikhanesi"
İndirmek için BURAYA tıklayın. Açılan sayfada "Download" yazan yerden indirebilirsiniz.
Boyutu: 250KB
PDF formatındadır, okuyabilmek için bilgisayarınızda Adobe Reader kurulu olmalıdır. Kurulu değilse indirmek için tıklayın.
Kutsal emanetler anlamına gelen Emanat-ı Mukaddes, Topkapı Sarayı'nın hazine dairesinde saklanmakta olan, kutsal olarak bilinen kişilere ait eşyalar için kullanılır.
Bu eşyalar; üzerinde Hz. Muhammed'in ayak izinin bulunduğu bir taş, Hz. Muhammed'in bir dişi, Hırka-i Şerif, ya da Hırka-i saadet denilen Hz. Muhammed'in hırkası, Hz. Muhammed'e ait bir çift nalın; bir seccade, sancaki yay, biri Hz. Şuayb'ın iki asa, Hz. İbrahim'im kazanı, Hz. Davud'un kılıcı, Hz. Nuh'un tenceresi, Hz. Yusuf'un gömleği, 4 Halifenin sarıkları, İmam Hüseyin'in gömleği, Hz. Ebubekir'in seccadesi, Halife Osman'ın elyazısıyle bir Kur'an-ı Kerim, Cafer Tayyar'ın kılıcı, Halit bin Zeyd'in kılıcı, Kabe'nin anahtarı ve bunların dışında kutsal olduğu bilinen kişilere ait bazı altın eşya ve silah.
Kaynak:
http://www.osmanli700.gen.tr/olaylar/trolaylar.html
Babası: Sultan Abdülmecid
Annesi: Tirimüjgan Kadın Efendi
Doğumu: 21 Eylül 1842
Vefatı: 10 Şubat 1918
Saltanatı: 1876 -1909 (33) sene
İkinci Abdülhamid İstanbul'da doğmuştur. Uzun boylu, buğday benizli, siyah ve sık sakallıydı. Kaşlarının üzeri hafifçe çıkıntılı ve gözleri de siyahtı. Devrinin en kıymetli Ãlimlerinden, çok iyi bir tahsil yaptı. Kuvvetli bir hafıza ve basirete sahipti. Gayet güzel ve düzgün konuşurdu. Deha derecesinde bir siyasete sahipti. Aynı zamanda çok cesur bir padişahtı. Spor yapmaktan hoşlanırdı. Gayet güzel silah ve kılıç kullanırdı.
Dünya savaşın çıkacağına inanıyor, çıktığında ise Osmanlı Devletini kurtaracak şeyin, ancak denizlerde kuvvetli bir devletin yanında savaşa katılmak olduğunu düşünüyordu. Tahttan indirildiğinden hemen sonra bu görüşünün tam zıddı yapılmış koca devlet de tamamen yıkılmıştı. Prens Bismark'a göre 100 gram aklın 90 gramı Abdülhamid Han'da, 5 gramı kendisinde, 5 gramı da diğer siyasilerdedir. En büyük talihsizliği devleti en kötü şartlar altında eline almış olmasıdır. Tahttan indirildikten sonra zaman ilerledikçe, aleyhinde olup da pişman olmayan hemen hemen kalmamış gibiydi. Son derece dindar ve namuslu idi. Zevk ve sefaya düşkün değildi. Abdestsiz olarak hiç bir devlet işine imza atmadığı meşhurdur. 1908 senesinde düzmece bir irtica olayı bahane ederek tahttan indirdiklerinde yüksek bir veli derecesinde olan Büyük Hakan: "Bu Cenabı Hakkın takdiridir." Diyerek elinde muazzam kuvvetler olduğu halde müdahale bile etmeden tahtını terketmiştir.
Tahttan indirilmesinde birinci derecede Yahudilerin rolü vardı. Çünkü daha o zamanlar Yahudiler Filistin'den toprak istemişler, Sultan Abdülhamid de reddetmişti. Siyasi ve diplomatik hadiselerin en çok olduğu devir şüphesiz Abdülhamid Han devridir. Bu büyük padişaha, bütün tarihi hakikatler ortaya çıkmış olmasına rağmen, hala iftira edenlere rastlamak mümkündür. Tahta çıktığında, amcası Sultan Abdülaziz'in intihar edip etmediğini tesbit etmek için bir mahkeme kurdurmuş ve kurulan bu mahkemede; Hüseyin Avni, Mithat Paşa ve daha bazılarının öldürttüklerini tesbit ettirmiş. Bunun üzerine Mithat Paşa'nın idam edilmesini, Gazi Osman Paşa ve Ahmed Cevdet Paşa gibi büyük dâhiler bile istemiş olmalarına rağmen idam cezasını müebbet hapse çevirmiştir.
Yeryüzünün son bağımsız Müslüman Türk Devletinin Hükümdarı İkinci Abdülhamid'e Cuma selamlığında camiden çıkarken atılan bombanın fitilini bir şahıs değil, koca bir ehlisalip cephesi ateşlemişti. O gün gaflet içinde bulunan bazı aydınlarımız, bu arada şÃ¢ir Tevfik Fikret suikastçının şahsında ehlisalip cephesine kaside yazıyorlardı. Çocuğu Halük'a verdiği terbiye ile onu ancak papaz yapabilen bir şÃ¢irin bu açık ihanet vesikası çok acıdır.
Abdülhamid neler yapmıştır:
Polis teşkilâtını geliştirdi. Komiserlik ve başkomiserlik makamlarını ihdas etti.
Savcılık müessesesini kurdu. Ceza ve Ticaret usulü kanunlarını çıkarttı.
Askeri dikimevleri, tersaneler, feshaneler kurdurdu.
İstanbul, İzmir limanlarını tesis etti.
Taht'a çıktığı zaman 252 milyon altın borcumuzu taht'ı bıraktığında 30 milyon altına indirdi.
Hereke Halı ve Dokuma, Beykoz Deri, Yıldız Çini, Cibali Tütün, Yedikule İplik ve Havagazı, Kireçburnu Tuğla, Çubuklu Carrı, Istınye Buz Fabrıkalarını işletmeye açtı.
Zirai alanda haralar, örnek çiftlikleri tesis etti. Ziraat, Baytar, İpek böcekçilik, Halkalı Ziraat, Orman ve Maden, Ticareti Bahriye, Mülkiye, Hukuk, Sanayii Nefise, Tıbbiye, Ticaret ve Hendesei Mülkiye, Dârü' I-muallim, Dârülfünian gibi her dereceden okulları açtırdı ki bugün hepsi kullanılmaktadır.
Köylerdeki ilkokulların dışında 300 tane ortaokul açtırdı ki bu okullarda yabancı dillere kadar birçok yeni dersler okutuluyordu.
Arkeoloji, Askeri Müze, Yıldız Müzesi, Yıldız ve Beyazıt Kütüphaneleri yine o devirde açıldı.
Gureba Hastanesi, Hamidiye Etfal Hastanesi, Yıldız Askeri Hastanesi o devirde hizmete girdi.
Kuduz Müessesesi o devirde açıldı, bugünkü Darülâceze yine o devirde hizmete girdi.
Hamidiye çeşmeleri ve Terkos Su Şirketini yine Abdülhamit kurdurdu ve Kırkçeşme ile Halkalı Suları'nın ıslahı yine Abdülhamid'e nasip oldu.
Tahttan indirildikten sonra Selanikâ��e sürülmüş, birçok işkenceler yapılmış ve Selanikâ��in düşman işgali altında kalma ihtimali çıkınca İstanbul'a Beylerbeyi Sarayı'nda oturmaya mecbur edilmiştir.
Büyük Hakan 1918 senesinin 10 Şubat'ında bu sarayda hayata gözlerini yummuş, Divanyolu'ndaki Sultan Mahmud Türbesine, amcası Sultan Abdülaziz ile dedesi İkinci Mahmud'un yanına defnedilmiştir. Vefatında 75 yaşını 4 ay geçiyordu. Cenazesinde en hareketli aleyhtarları bile ağlamışlardır. (Allah rahmet eylesin)
Erkek Çocukları: Mehmed, Selim, Abdülkadir, Ahmed Nuri, Mehmed Burhaneddin, Abdürrahim, Ahmed Nureddin, Mehmed Ã�bid, Ahmed.
Kız Çocukları: Ulviye Sultan, Zekiye Sultan, Naime Sultan, Naile Sultan, Ayşe Sultan, Refia Sultan, Sadiye Sultan.
Etiketler: abdulhamit, istanbul, osmanlı, politika, tarih, tiryaki hasan pasa, türkiye
Allah'ın selamı ülkü erlerinin üzerine olsun..
Fatih Sultan Mehmed, büyük gayesini gerçekleştirmek için, Macarlara, Sırplara ve Bizanslılara karşı yumuşak davranıyordu. Amacı Haçlıların birleşmesini önlemek, onları tahrik etmemek ve zaman kazanmaktı.Bin yıllık tarihinin sonuna gelmiş olan Bizans küçüle küçüle sadece İstanbul şehrinin sınırları içinde hüküm süren bir devlet durumuna düşmüştü. Ancak buna rağmen Bizans'ın varlığı, Balkanlar'daki Türk hakimiyeti açısından tehlikeli oluyordu.
Bizans İmparatorları, Anadolu'daki çeşitli siyasi güçleri de Osmanlı aleyhine kışkırtmaktan geri kalmıyorlardı. Hatta zaman zaman Osmanlı şehzadeleri arasındaki taht kavgalarına karışıp devletin iç düzenini bozuyorlardı.
YAPILAN HAZIRLIKLAR İstanbul'un Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti altında girmesi, ticari ve kültürel yönden önemli bir avantajın daha ele geçirilmesi demekti. Boğazlar tam anlamıyla kontrol altına alınacak ve bu sayede Karadeniz ticaret yolları ele geçirilmiş olacaktı. Karamanoğulları meselesini çözen Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethi için gerekli hazırlıklara başladı.
Devrin mühendislerinden Musluhiddin, Saruca Sekban ile Osmanlılara sığınan Macar Urban Edirne'de top dökümü işiyle görevlendirildi. "Şahi" adı verilen bu topların yanında, tekerlekli kuleler ve aşırtma güllelerin üretilmesi (havan topu) yapılan hazırlıklar arasındaydı. Yaptırılan bu büyük toplar İstanbul'un fethedilmesinde önemli rol oynadı.
Yıldırım Bayezid'in İstanbul kuşatması sırasında yaptırdığı Anadolu Hisarının karşısına, Rumeli Hisarı (Boğazkesen) inşa edildi. Bu sayede Boğazlar'ın kontrolü sağlanacak, deniz yoluyla gelebilecek yardımlara karşı tedbir alınmış olacaktı. 400 parçadan oluşan bir donanma inşa edildi. Turhan Bey komutasındaki bir Osmanlı donanması Mora'ya gönderildi ve İstanbul'a yardım gelmesi engellendi.
Eflak ve Sırbistan ile var olan barış antlaşmaları yenilendi. Macarlarla da üç yıllık bir antlaşma yapıldı. Osmanlıların bu hazırlıkları karşısında, Bizanslılar da boş durmuyordu. Surlar sağlamlaştırılıyor ve şehre yiyecek depolanıyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç'e bir zincir gerdirerek, buradan gelecek tehlikeyi önlemeye çalıştı.Aynı zamanda Haçlı dünyasından yardım isteniyor, Papa ise yapacağı yardım karşısında Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesini istiyordu. Ancak Katoliklerden nefret eden Ortodoks Rumlar, Roma kilisesine bağlanmak istemiyor, "İstanbul'da Kardinal Külahı görmektense, Türk Sarığı görmeye razıyız" diyorlardı.
KUSATMA VE SAVAS Fatih Sultan Mehmed, hazırlıklar tamamlandıktan sonra, Bizans İmparatoru Konstantin'e bir elçi göndererek, kan dökülmeden şehrin teslim edilmesini istedi. Fakat İmparatordan gelen savaşa hazırız mesajı üzerine, İstanbul'un kara surları önüne gelen Osmanlı ordusu, 6 Nisan 1453'de kuşatmayı başlattı. Osmanlı donanması ise Haliç'in girişinde ve Sarayburnu önünde demirlemişti. Ordu; merkez, sağ ve sol olarak üç kısma ayrıldı. 19 Nisan'da yapılan ilk saldırıda, tekerlekli kuleler kullanıldı ve bu saldırı ile Topkapı surlarından burçlara kadar yanaşıldı.Osmanlı Ordusundaki er sayısı 150.000 ile 200.000 arasındaydı. Bu kuvvetlere Rumeli ve Anadolu beylerine bağlı çeşitli kuvvetler de katılmıştı.Çok şiddetli çarpışmalar oluyor, Bizanslılar şehri koruyan surların zarar gören bölümlerini hemen tamir ediyorlardı.
Venedik ve Cenevizliler de donanmalarıyla Bizans'a yardım ediyorlardı. Fatih Sultan Mehmed Osmanlı donanmasının kuşatma sırasında yeterince kullanılamadığını ve bu yüzden kuşatmanın uzadığını düşünüyordu. İstanbul'un Haliç tarafındaki surlarının zayıf olduğu biliniyordu. Bizans bu bölgeye zinciri bu nedenle germişti. Yüksekten atılan taş gülleler Bizans donanmasından bazı gemileri batırmıştı fakat bir kısım donanmanın Haliç'e indirilmesi kesin olarak gerekliydi.Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethedilmesini kolaylaştıracak önemli kararını verdi. Osmanlı donanmasına ait bazı gemiler karadan çekilerek Haliç'e indirilecekti.Tophane önündeki kıyıdan başlayıp Kasımpaşa'ya kadar ulaşan bir güzergah üzerine kızaklar yerleştirildi. Gemilerin, kızakların üzerinden kaydırılabilmesi için, Galata Cenevizlilerinden zeytinyağı, sade yağ ve domuz yağı alınarak kızaklar yağlandı. 21-22 Nisan gecesi 67(yada 72) parça gemi düzeltilmiş yoldan Haliç'e indirildi.
Haliç'teki Türk donanmasına ait toplar, surları dövmeye başladı. Ciddi çarpışmalar cereyan etti. Bundan sonraki günlerde top savaşı, ok, tüfek atışları, lağım kazmalar, büyük ve hareketli savaş kulelerinin surlara saldırıları devam etti. Kuşatmanın uzun sürmesi ve kesin başarıya ulaşılamaması askerler arasında endişe yarattı. Ancak, İstanbul'u her ne şartta olursa olsun almaya kararlı olan Fatih Sultan Mehmed kumandanların ve alimlerin de bulunduğu bir toplantı düzenledi. Cesaretlendirici bir konuşma yaptıktan sonra, 29 Mayıs'ta genel saldırının yapılacağına dair kararını açıkladı.Çarpışmalar sırasında Bizans'ı koruyan surlar üzerinde kapatılması mümkün olmayan gedikler açılmaya başlamıştı. Surlar içerisine küçük sızmalar oluyor, ancak geri püskürtülüyordu. İlk defa Ulubatlı Hasan ve arkadaşlarının şehit olmak pahasına tutunmayı başardıkları İstanbul surları, artık direnemiyordu. 53 gün süren ve 19 Nisan, 6 Mayıs, 12 Mayıs ve 29 Mayıs'ta yapılan dört büyük saldırıdan sonra Doğu Roma İmparatorluğu'nun 1125 yıllık başkenti olan İstanbul, 29 Mayıs 1453 salı günü fethedildi.
FETIHIN SONUCLARI İstanbul'un fethi, çok önemli sonuçları da beraberinde getirdi. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethinden sonra batıdaki hakimiyeti pekiştirmek, sınırları genişletmek, İslam'ı en uzak yerlere kadar yaymak ve Hıristiyan birliğini bozmak amacıyla Avrupa üzerine bir çok seferler düzenledi.Sırbistan (1454,1459), Mora (1460), Eflak (1462), Boğdan (1476), Bosna-Hersek, Arnavutluk, Venedik (1463-1479), İtalya (1480) ve Macaristan seferleriyle Osmanlı İmparatorluğu Avrupa'daki hakimiyetini pekiştirdi.Sırbistan Krallığı tamamen ortadan kaldırılıp Osmanlı sancağı haline getirildi, Mora tamamen fethedildi, Eflak Osmanlı eyaleti yapıldı, Bosna tekrar Osmanlı hakimiyetine alındı, Arnavutluk ele geçirildi. 16 yıl süren Osmanlı-Venedik Deniz Savaşları sonunda Venedik barış imzalamayı kabul etti. İtalya'ya yapılan sefer sırasında Roma'nın fethi açısından çok önemli bir merkez olan Otranto, fethedildi ancak Fatih Sultan Mehmed'in ölümü üzerine kaybedildi.
Istanbul'un fethi ve Fatih Fatih Sultan Mehmet en iyi hocalar elinde yetismis, ilim ve imani mecetmis, Turk kulturu ve Islam imanina bihakkin vakif olmustur. Yuksek ideal sahibi bir genc olarak ve hakikaten genc bir yasta Osmanli Devleti'nin basina gecmistir. Butun kaynaklar onun 19 yasinda tahta oturdugunda muttefiktirler. Demek oluyor ki o 21 yasinda bizim dunyamizda ve Islam dunyasinda soylendiginde, ilk akla gelen sultan olarak Fatih sanini almistir. Fatih unvanini yalnizca bu genc bilge, faziletli, cesaretli, kararli, imanli Osmanli hukumdari kullanmistir. Cunku; Hazreti Peygamber (s.a.s)'in, alinmasini cok arzuladigi ve mutlaka alinacagini mujdeledigi, Istanbul'un fatihidir. Hazreti Peygamber (s.a.s.)'in ifadesiyle o kutlu komutandir. Askerleri, kutlu askerlerdir. Pek hakli olarak "Ebul-feth Sultan Muhammet Han" olarak dunya tarihinde mustesna yerini almistir. Ahmet Cevdet Pasa unlu, Kisas-i Enbiya'sinda Osmanli tarihine ayirdigi kisimda bu devletin kurucusu olan Gazi Osman Bey'e oldukca sade Turkce soylenmis bir siire yer vermektedir. Burada kendisinden sonra geleceklere vasiyet olmak uzere Istanbul'u ' gulizar' etmelerini istemistir.
Gercekten de Istanbul fethedilmis ve fethin ilk 10 yili zarfinda bir gul bahcesine dondurulmustur. Fatih, 6 dil bilmektedir. Demek ki; o dunyanin neresinde olursa olsun ortaya cikan buluslari, biliyor, dunyanin mevcut bilim adamlarini taniyordu.
-Turk devleti ve tek bir iman idealini gerceklestirmek uzere Osmanli Devleti icin, Islam dunyasi icin fevkalade ehemmiyetli olan Istanbul'u fethetmistir. Bunun icin muthis bir kararlilik gosterisinde bulunmus, bu isin imkansizligini dusunenlere asla iltifat etmemis, bu yonde telkinatta bulunan Bizans elcilerine "Benim gerceklestirdiklerimi sizin imparatorunuz hayal bile edemez" demistir.
"Ya ben Istanbul'u alirim, ya da Istanbul beni" diyerek Bir Orduy-u Humayun'la yola cikmis ve Istanbul'u kusatmistir. Baltaoglu Suleyman Bey'in Bogaza girme tesebbusunde basarisiz olmasi uzerine hic tereddut etmeden atini denize surmustur. Bizzat basinda bulunarak, adini aldigi Hazreti Peygamber (s.a.s.)'in Hendek'te ve daha nice yerlerde yaptigi gibi ozveriyle komutan ve askerleriyle unlu Rumelihisari'ni insa etmis, Kasimpasa'dan Halic'e gemileri indirmis, asrin en gelismis toplariyla zamana meydan okuyan surlarda gedikler acmistir. Bizzat mucidi oldugu bu silahlarla yalniz Istanbul'un fethini gerceklestirmekle kalmamis, ayni zamanda Avrupa'da feodalizmin yikilmasini saglamistir. Istanbul'u bir cihan devletinin payitahti kilmanin nisanesi olarak Ortodoks kilisesini, Ermeni ve Yahudiler'i teskilatlandirmis, bunlara atamalarda bulunmus ve hepsinin "Osmanli Devlet Tahti Emanetinde" bulunduklarini ilan etmistir.
Ayasofya'yi fethin bir nisanesi olarak camiye tahvil etmis, ilk cuma namazini bu kutlu sehirde hocalariyla, kutlu askerleriyle eda etmistir.
Bugun Turk- Islam medeniyetinin hulasasi olan Istanbul, onun bize ve butun Muslumanlar'a temiz bir armaganidir..
Istanbul bu tarihten itibaren Osmanli hukumdarlari tarafindan muzeyyen kilinmis, suslenmis, bir cazibe merkezi haline gelmis, hangi dilden dinden, renkten, olursa olsun butun bilginlerin bir araya getirildikleri ve Osmanli medeniyetine hizmette bulunan bir merkez olmustur.
"-Yeniceriye Gazel" adli siirinde Yahya Kemal Beyatli, bizim bu konuda imanimizi, azmimizi, haysiyetimizi, serefimizi, gurur ve emellerimizi cok guzel ifade eder: Dussun celengi Rum'un, egilsin ser-i FrengVur turku gonderen yed-i takdir askina Son salvetinle vur ki acilsin bu surlarFecri hucum icindeki tekbir askina.
İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel
Vur pençe-i Âlî’deki şemşîr aşkınaGülbang-ı âsmânı tutan pîr aşkına
Ey leşker-i müfettihü’l-ebvâb vur bugünFeth-i mübîni zâmin o tebşîr aşkına
Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilâl içünGelmiş bu şehsüvâr-ı cihangîr aşkına
Düşsün çelengi Rum’un, eğilsün ser-i FirenkVur Türk’ü gönderen yed-i takdîr aşkına
Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlarFecr-i hücûm içindeki Tekbîr aşkına.
İstanbul'u fethederek TÜRK yurdu yapan, gönüllerin sultanı H.z. Muhammed'in hadisi şerifine nail olan o güzel komutan Fatih Sultan Mehmet Han'a ve o mübarek askerlere layık olabilmek dileğiyle, Kutlu Fethin 554. yılı kutlu olsun.. Allah bir daha fethetmek durumunda bırakmasın bizleri..
Selam, saygı ve dua ile Allah'a emanetsiniz..