Avrupa ve Medeniyet!

Sen TÜRKSÜN Evlat;
Mahallesindeki Kıza Bile Sahip Çıkan
Onlar İse Avrupalı;
Kız Kardeşiyle Bile Yatan;
Bırak Onlar Senden medeniyet Öğrensin!!!

Kanije Destanı

Kanije Destanı Estergon gibi, Avrupa içlerindeki serhad kalelerimizden biri de Kanije Kalesi idi. 1600 yılında ele geçirilen kale, 1601 yılında 100 bin kişilik bir düşman ordusu tarafından kuşatıldı. İşte bu destan, kalede bulunan 9 bin Türk gazisinin, ihtiyar mücahid Tiryaki Hasan Paşa komutasında bu 100 bin kişiye karşı verdiği şanlı mücadeleyi anlatır...


Yıllardan beri Osmanlı'nın karşısına hiç bir devlet yalnız çıkamıyor, en az üç - beş devletin ordusu bir araya gelerek hareket ediyordu. Yine öyle oldu. Avusturya, İtalyan, İspanyol, Malta ve Papalık askerleri ile Macar ve Fransız gönüllüleri geleceğin imparatoru Arşidük Ferdinand komutasında Kanije Kalesi'ni kuşattılar.

Kanije Kalesi'nin etrafı bataklıkla ve kaleye ulaşmak için köprüler kurmak gerekiyordu. Daha bir yıl önce Türkler başarmıştı ama, şimdi onların yaptıklarını taklide kalkışan düşman bunu beceremiyordu. Kurdukları köprülerin gece vakti kale içine çekildiğini görüp neye uğradıklarını şaşırıyor, çok sayıda kayıp veriyorlardı.

Bu arada iki düşman askeri esir alınmıştı. Tiryaki Hasan Paşa onları sorguya çekince, düşman ordusu içinde bulunan Macarlara pek güvenilmediğini anladı. Peygamber Efendimizin "Harp hiledir" Hadis-i Şeriflerini hatırladı ve düşündüklerini Kara Ömer Ağa'ya anlattı.

Kara Ömer Ağa iki esiri alıp götürdüğü ve onlara :

- "Aslında kendisinin de onlardan olduğunu, küçükken devşirilip orduya alındığını" anlattı. "Her gece bin kadar Macar fedaisinin kaleye geçip Türklere yardımcı olduğunu, bu durumda işlerinin çok zor olduğunu" söyledi. Kalede bulunan asker ve mühimmat hakkında da oldukça abartılı rakamlar verip onları salıverdi.

Esirlerin götürdüğü haberler düşman ordusunun moralini bozmaya yetmişti. Ferdinand bunu önlemek için askerlerine büyük vaatlerde bulundu. Burçlara ilk çıkacak olanlara 10 köy, Tiryaki Hasan Paşa'yı yakalayacak olana ise 40 köy vaad ediyordu. Böyle dolduruşa getirilen düşman ordusu ertesi sabah toplu bir hücuma giriştiyse de Tiryaki Hasan Paşa'nın ustaca manevraları karşısında sonuç alamadılar ve üstelik 18 bin ölü verdiler.

Artık karşılıklı toplar konuşuyor ama Türk ordusunun stokları gittikçe azalıyordu. Bu savaş bir güç gösterisinden çok Tiryaki Hasan Paşa'nın kurnazlıkları ve harp hileleriyle ayrı bir havaya bürünmüştü. Türk ordusundan kaçan iki devşirmenin, kaledeki gerçek durumu düşmana bildirmeleri üzerine yeni bir oyun oynadı. Ellerinde bulunan esirlere, onların kendi adamı olduğunu inandırıp salıverdi. Böylece düşmanın yeni bir toplu hücuma kalkması önlenmiş oldu. Sahte mektuplarla Avusturyalılarla Macarların arası iyice açıldı. Avusturyalıların Macar beylerini idam etmeyi kararlaştırdıkları bir sırada Macar askerleri durumu öğrenip kaçtılar.

Böylece zaman kazanılmış ve kış günleri gelip çatmıştı. Düşman ne yapacağını düşünürken Kara Ömer Ağa yanına 300 kişi alıp dışarı çıktı ve baskın hareketlerinde bulundu. 900 kişiyi öldürüp 150 esir aldı ve ele geçirdiği 12 topla geri döndü. Düşman panik halindeydi. Bu durumu değerlendiren Tiryaki Hasan Paşa kalede yalnızca 600 kişi bırakarak dışarı çıktı ve hücum emrini verdi. Artık düşman dağılmış, kaçıyordu. Akşama kadar 30 bin ölü verdiler ve kalenin çevresi tamamen boşaldı. Geriye düşmandan 47 büyük kuşatma topu, 24 bin tüfek, 60 bin çadır, 14 bin kazma - kürek, binlerce araba dolusu yiyecek - giyecek, barut ve ilaç erzak ve mühimmat kaldı.

Bu, dünya tarihinde eşi görülmemiş bir gerçek destandı. 9 bin Türk askeri, kendisinden en az 10 kat fazla bir orduya karşı aslanlar gibi dövüşmüş ve düşmanı adeta topyekun imha etmişti. İşte, "Bir Türk on düşmana bedeldir" sözünün isbatı ve işte bu destanın gerçek kahramanı 70 yaşındaki bir Türk büyüğünün bizlere verdiği ders...

Bu akıl almaz derecedeki büyük başarı üzerine Cihan Padişahı Üçüncü Mehmed Tiryaki Hasan Paşa'ya vezirlik rütbesi veriyor ve alışılmışın aksine bizzat kendi eliyle hazırladığı "Hatt-ı Hümayun"u gönderip şöyle diyor:

"Yerin ve ğöğün sahibi olan Yüce Allah'a hamdolsun ki, Osmanlı Devleti'ne senin gibi paşalar ve askerlerin sayesinde nice zaferler nasib eyledi.

Sevgili Peygamberimize salât ve selâm olsun ki, seni ve Devlet-i Aliyye askerlerini kendi yolunda cihad eylerken görürüz.

Ettiğin hizmetler yüce dergâha arzedilip adın iyi adlılar defterine yazılır olmuştur. Berhudar olasın; sana Vezirlik verdim. Seninle birlikte bulunan askerlerim dahi manevi oğullarımdır, yüzleri ak ola... Bu mektubumu al kahraman askerlerime okuyup, 'Allah'a, Peygamber'e ve sizden olan devlet reisine itaat ediniz' mealindeki ayet-i kerimenin yüce manasını onlara bildiresin. Seninle orada bulunanlara dilediklerini ver. Hepinizi Cenab-ı Hakk'a emanet ederim."

Ve işte, iltifat karşısında mahçup olan, gözyaşlarını tutamayıp ağlayan ve sevinecek yerde üzülen o büyük insanın yine gözyaşları içinde söylediği sözler:

"Kanije'de ettiğimiz küçük bir hizmet karşılığı bize vezirlik vermişler ve 'Hatt-ı Hümayun' göndermişler. Halbuki, Kanuni Sultan Süleyman Makbul İbrahim Paşa'yı tam bir selahiyetle kendi yerine vekil tayin ettiği zaman bile O'nun eline böyle bir yazı vermemişti. Rahmetli Piyale Paşa Yavuz Sultan Selim Hazretlerinin damadı olduğu ve Sakız Adası'nın fethi gibi nice zaferler kazandığı halde kendisine vezirlik çok görülmüştü. İslam Halifesi'nin Hatt-ı Hümayun'u Kanije savunması gibi küçük bir hizmete mükafat olmaya başladı. Devletin vezirliği benim gibi kocamış kimselere kaldı. Buna üzülmeyeyim de neye üzüleyim?"

Tiryaki Hasan Paşa'nın, o eli öpülesi pir ü fani'nin altın harflerle yazılıp günümüzde her evin, her makamın başköşesine çerçeveletilip asılması gereken bu sözleri üzerine söz söyleyip yorum getirmeye bilmem lüzum var mı?

(Alıntıdır)

İngilizler, Osmanlı Devleti'ne bağlı bölgelerde isyan çıkarmayı planlamaktıydı. Bu iş için en müsait bölge de Arab Yarımadasıydı... Nitekim, casuslarını bu uğurda seferber ettiler... Bu çılgın mücadelenin en can alıcı noktaları Arab Yarımadasının iki tarafında bulunuyordu. Biri Basra Körfezinin kuzeyindeki Kuveyt limanı, diğeri de Kızıldeniz'in kuzeydoğusundaki Akabe Körfezinin yukarı ucunda bulunan Akabe Kalesi idi. Abdülhamîd Han, bu iki noktadan birincisinde Bağdad demiryolunu, ikincisinde de Hicaz demiryolunu yaptırdı.

Kızıldeniz'e uzanan kapı
Hicaz demiryolu da Akabe Körfezi vasıtasıyla Kızıldeniz'e doğru bir kapı durumunda idi. Bu iki mühim noktadan birincisinde İngilizlerin Osmanlı'ya karşı mücadelesi mahallî idarecileri desteklemek suretiyle, ikincisinde ise doğrudan doğruya oldu. Abdülhamîd Han, Hicaz demiryolunu yaptırırken, emniyeti bakımından yolun denizle temas eden noktasını kontrol altında tutmak için Akabe Kalesine Rüşdî Paşa komutasında iki tabur asker gönderdi (15 Subat 1906). Hindistan yolunu ve oradaki sömürgelerini emniyet altına almak için 1882 yılında Mısır'ı işgal eden İngilizler ise, Akabe Kalesinin Osmanlı kontrolünde olmasını protesto ederek, harp tehdîdine başvurup boşalttırmak istediler. Hatta ültimatomun peşinden Akabe Körfezine bir de savaş gemisi gönderdiler.
İngiltere, verdiği ültimatomda, on gün içinde Sina Yarımadasının boşaltılmasını istiyordu. Abdülhamîd Han ise, bu ültimatoma karşı İngiltere'nin Mısır üzerinde bir hakkı bulunmadığını, işgalinin kanunsuz olduğunu belirterek, yeni sınırın sadece Türk ve Mısır subaylarından meydana gelen bir komisyon tarafından tesbit edilebileceğini bildirdi. Abdülhamîd Han'ın bu cesurane hareketi, İslam âleminde büyük tesir uyandırdı.
Neticede Mısır ve Osmanlı subaylarından kurulan komisyon sekiz maddelik bir protokol tesbit etti. Buna göre, sınır, Akabe Körfezinin batısındaki Tabe'den başlayıp Akdeniz sahilindeki el-Aris'e kadar uzanıyordu. Böylece Akabe, Osmanlı Devleti'ne kaldı.

Asrın en siyasi padişahı!
Sultan İkinci Abdülhamîd Han'ın üstün siyaseti karşısında, İngilizlerin İslam memleketlerinde sürdürmek istedikleri emperyalist düşünce, Akabe Mes'elesinde başarıya ulaşamadı. Ancak; İngilizlerin faaliyetleri ile asrın en siyasi padişahı iç ve dış düşmanlarının her türlü hücümlarına maruz kaldı ve tahttan indirildi...


--
http://groups-beta.google.com/group/pax-ottomana?hl=tr

AKP dönemi yolsuzlukları

Değerli okurlar Akepe'nin 4,5 yıllık iktidarında medyaya yansıyan yolsuzlukları bir liste halinde hatırlatmakta yarar görüyorum.

1- İzmir TCDD Liman Taşıma İhalesi
TCDD İzmir Liman'ı için, yıllık 70 milyon dolarlık yükleme-boşaltma işleri için ihale hazırlığı yapılıyor. Daha sonra ihaleden vazgeçiliyor. İhalesiz olarak 15 yıllığına Reha Denizcilik ve Raden Lojistik isimli 2 şirkete veriliyor. Şirketlerin, 15 yılın sonunda arzu ettikleri takdirde 15 yıl daha ise devam edebileceği sözleşmede yer alıyor. (Toplam 30 yıl süreli) Toplam 2 milyar 100 milyon dolarlık iş, ihalesiz veriliyor. Bu firmalardan biri, sözleşme tarihinden 2 gün önce kuruluyor, diğeri de aynı gün kuruluşu gerçekleşiyor.

2-AYCELL-ARİA Birleşmesi
AYCELL-ARİA birleşmesinden doğan AVEA'nın yaklaşık 3 milyar dolarlık zararı, Hazine'ye yüklendi. İddiaya göre; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun, kamuyu zarara uğratan ve "hizmet nedeniyle emniyeti suiistimal suçu" işlediği öne sürülen Aycell yöneticilerinin, Savcılığın soruşturma istemine onay vermedi.

3-İBB Araç Sigorta İhalesi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, ağır taşıtlar için sigorta ihalesi, 197 milyar lira ile AKP İstanbul Milletvekili Alaattin Büyükkaya'nın önceden ortağı olduğu Büyükkaya Sigorta Aracılık A.Ş'ye veriliyor.

4-TCDD İstasyon Yenilemesi
TCDD'den 10 istasyon yenileme ihalesi AKP Kadın Kolları MKYK Üyesi Emine Alioğlu'na veriliyor. Bu AKP'li müteahhit hanım, aynı zamanda fakirlere verilen yeşil kart sahibi. Önce devletten yeşil kartı alıyor, sonra da 10 istasyon yenileme ihalesini alıyor.

5-TMSF Otel İhalesi
TMSF, Ceylan Grubu'ndan, banka borcuna karşılık 52,5 milyon dolara Antalya'daki Deluxe Resort Otel'i alıyor. Devir öncesi otel fiyatı, ekspertif raporunda bu şekilde belirtiliyor. TMSF, aynı oteli bu sefer 25.3 milyon dolara Ulusoy Grubuna satıyor. Devlet 27 milyon dolar zarar ediyor.

6-Derince Arazi Alımı
Özelleştirme İdaresi, Yarımca Porselen Arazisi'ni, 30.5 milyon dolara bir özel şirkete satıyor. Devlet kuruluşu Erdemir, 82 milyon dolara aynı araziyi, bu sefer söz konusu özel şirketten satın alıyor. Devlet, 52 milyon dolar kendi arazisinden zarar ediyor. Ve Erdemir yönetimi, 2 yıldır bir liman için arazi aradıklarını ifade ediyor, 20 gün içinde en pahalısını seçiyor.

7-SEKA İhalesi
Fabrika, 30 Haziran 2003'te 1.1 milyon dolara Albayraklar A.Ş'ye satılıyor. Özelleştirme İdaresi, piyasa değerini 51 milyon dolar olarak belirliyor.

8-HALKBANKASI'nda 30 milyon dolarlık zarar
Devlet Bakanı Ali Babacan'a, Net Holding'in 30 milyon dolarlık kredisinin geri alınamayacağı ve hemen müfettiş görevlendirilerek olaya el konulması, aksi takdirde zaman aşımına uğratılacağı, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu'nca ve resmi yazılarla uyarıldığı halde, bir işlem yapılmamış ve 30 milyon dolar gibi bir alacak zaman aşımına uğruyor.

9-Trilyonluk buğday vurgunu
Şirketler Toprak Mahsulleri Ofisi'nden (TMO) 140 bin liraya ihracat yapmak kaydıyla, aldıkları 10 bin ton buğdayı, ortalama 300 bin lira fiyatla iç piyasaya sürdüler. Toprak Mahsulleri Genel Müdür Vekili İsmail Kemaloğlu ise, şirketlerin haksız kazanç sağlamasını "ihraç etmek için ucuza alınan buğdaylarla şirketler, istediğini yapabilir" diye trilyonluk vurgunu savundu.

10-Mavi Akım Doğalgaz Ek Protokolü
19 Kasım 2003 tarihinde, Ruslarla ek protokol imzalanıyor. Türkiye, "F1 Formülü" nden vazgeçip, Rusların istediği FO'yu kabul ediyor. Ve 1 Nisan 2005 tarihi itibariyle 8,5 milyar dolar fazladan ödemeye Türkiye razı oluyor. Ana Muhalefet Partisi, konuyla ilgili gensoru verdi Erdoğan bizzat oylamaya katılıp, gensorunun reddedilmesini sağladı.

11-AYCELL-SIEMENS Anlaşması
Siemens'ten alacağı 10 milyon Euro'nun tahsili için harekete geçen Aycell, Bakan Binali Yıldırım'ın engeline takıldı. Aycell, 2001 yılında Siemens ile sözleşme imzaladı. Ancak, Siemens yükümlülüklerini yerine getirmedi. Hukukçular, bu nedenle Siemens'in günlük 96 bin Euro ceza ödemesi gerektiğini belirledi. Miktar artınca, Aycell alacağını tahsil etmek için girişimlere başladı. Devreye Bakan Yıldırım girdi. Aycell yönetimi, apar topar değiştirildi, alacaklar rafa kaldırıldı.

12- İstanbul'daki vurgun
İstanbul Ataşehir'de mülkiyeti Emlak Gayri Menkul YO'ya ait olan binlerce daire, tapuda satış fiyatlarının ortalama 8 kat altında gösterilerek yaklaşık 20 milyon YTL vergi kaybı yaratıldı. Bu işlemlerde daireler ortalama 250 bin YTL'ye satılırken, tapu kayıtlarında satış bedelleri 25 bin ile 35 bin YTL arasında gösterildi.

13-Bingöl Deprem Konutları
Bingöl'de Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'nca 2016 konut inşa ediliyor. Tanesini 38 milyardan yaptırıyorlar. TOBB da aynı yerde ve aynı projeyle 480 konut yaptırıyor ve aynı konutu 30 milyara mal ediyor. 1 konutta 8 milyar fark oluşuyor. Başbakan'ın açılışını yaptığı bu konutlar daha içine girilmeden çürüyor.


Vedat YENERER

Bizansın Çocukları

Allah'ın selamı ülkü erlerinin üzerine olsun..

Başbakan Tayyip Erdoğan seçimlere 54 gün kala açıklama yapıyor:

"Kuzey Irak'a, Amerika ve Irak'la beraber üçlü operasyon yapabiliriz".

Amerika ve Irak'la kime karşı operasyon yapacaksınız?

Sıfır terörle aldığın Türkiye'de terör iklimini oluşturan kim?

AB-Amerika ve uşakları Barzani-Talabani aşiret yönetimi.

Kuzey Irak'ta PKK ve Peşmerge birbiryle sarmaş dolaş.

İt, it'i ısırmaz.

Kandil dağındaki kayalıkları mı bombalatacaksın seçim için?

Ankara'da milli bir iktidar olsa, PKK sivri sinektir.Türkiye için tehlike, şu anda PKK'dan daha çok kimdir?

Kuzey Irak'ta Türk Kerkük'ü Başkent yapmaya heveslenen Barzani.

BOP Projesininin bir ayağı olarak, Kürt Devleti tezgahlayan Amerika.

Kandırma Tayyip Efendi kandırma.

Türk Milletini enayi yerine koyma.

Operasyon yapılacaksa Barzani alçağının hedeflerine yapılacak.

Ama sen mir dengirleri aşarak bunu yapamazsın.

Sana sürekli posta koyan Hüsnüyadis cephesini yaramazsın.

Bir Mart Tezkeresi Barzani'nin işine gelmedi.

Muhalefet yaptığını sanan gafil CHP'liler, senin kürt vekillerin

Barzani'ye çalıştılar.

Türkiye'ye kazık attılar.Yapman gereken bu milletvekillerini partinden atmaktı.

Yapamadın, Yapamazsın.

Çünkü Kürt oylarının peşindesin.

Onun için Türk'e sürekli sataşıyorsun.

Onun için Şehit analarından kaçıyorsun.

Hergün şehit cenazeleri Anadolu'ya dağılmaya başlayınca,

Ordu-Millet ayağa kalkınca,

Aklın sıra kurnazlık yapıyorsun.

Operasyonun esas hedefi olması gereken, Amerika ve Barzani ile,

Kandil kayalıklarına Don Kişotluğa özeniyorsun.

Türkiye masaya yumruğunu vurdumu arkasını getirir.

Bebek katili Suriye'den apar topar nasıl çıkarıldı? Unuttun mu?

Mehmetçik Habur'dan bir çıktı mı bırak Kandil'i Basra'ya iner.

Ama sende o irade, o niyet, o yürek, o cesaret, o karizma yok.

Sulandırma Tayyip efendi, sulandırma.

Yalanlarına, entrikalarına inanan kalmadı.

Sende Türkiye'yi idare edecek ehliyet kabiliyet olsa işler buraya gelmezdi.

Dün Genel Kurmay bana bağlı diye hava atıyordun.

Bugün Genel Kurmay'dan emir bekliyorsun.

Türkiye'yi kim idare ediyor ha.

Söyle de bizde bilelim.

Yoksa askerden fırça yedim de Çankaya'ya çıkamadım,

Yok karar milletin diye mağdur edebiyatı yapma. Ağlama.

Türk Milleti kararını çoktan verdi, iş muameleye kaldı.

İstanbul Çamlıca'daki evine giderken görüyorsun,

Acıbadem'de Türk Bayrağı asılmayan ev kalmadı.

Niye mi asıyorlar? Sana, Yeter git demek için tabi.

Ne acı değil mi? Bayrak karşıtı olarak protesto edilmek.

T.C. Başbakanı'na ayıptır ama, BOP Eş Başkanına müstehaktır.

22 Temmuz'da saflar netleşecektir. Kim AK, kim KARA?

11 Eylül'den sonra Hilal,Haç'ın hedefi haline geldi.

Başkanın Bush, Haçlı seferi ilan etti.

İslamcıyım diye Milleti kandırdın,

Koltuğu kapınca Haç'lıların safında yer aldın.

Büyük Orta-Doğu Projesinde çizilen harita nedir?

Güney Kürdistan, Kuzey Kürdistan.

Ve Sen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı değil,

Bağımsız Kürdistan'ı kurmak isteyen Amerika'n BOP'nun

Eş Başkanısın.

Ama unuttuğunuz bir şey var.

Misak-ı Milli sınırları cetvelle değil, kanla-canla çizildi.

Washington'da birlikte kotardığınız 2001 krizinden sonra,

Körler çarşısında ayna sattın, Sağırlar çarşısında gazel attın.

Millet minaredeki hilal'e bakarkan, koynundaki haç'ı gizledin.

Siirt'te İmam sarığı, Brüksel'de papaz cübbesi.

Ne yazık ki, Milleti bir defa aldattın.

Ama yağma yok;

Körlerin gözü, sağırların kulağı açıldı,

Bizans'ın, Musa'nın çocuklarını gördü.

Mekke-Medine nasıl müslüman olmayanlara kapalı ise,

Çankaya'da Bizans'ın çocuklarına kapalıdır.

Mustafa Kemal'in askerleri harekete geçti.

Şimdi Milliyetçi Hareket zamanı."NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE"
Mehmet Derebeyoğlu
mderebeyoglu@mynet.com
www.haberdokuz.com

Selam, saygı ve dua ile Allah'a emanet olun..


Blogger Template by Blogcrowds


2008 | Blogger Temaları by GeckoandFly Blogger Uyarlama: Blogcrowds.

Distributed by Blogger Temaları